Gıda’da Dış Ticaret ve Millileşme

Üretim kaynakları gün geçtikçe azalsa da, tarım ve gıda ürünleri küresel ticarette önemli bir yere geldi. Son 40 yılda tarım ve gıda ürünlerinin dış ticaret hacmi 7 kat arttı ve 1,6 Trilyon Dolara ulaştı. Ancak ciddi bir kartelleşme söz konusu.

Geçtiğimiz günlerde bir TV programına katılan Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli; Tarım ve Gıda ürünleri ile alakalı önemli veriler aktarı. Tarımda girdi ve ürün piyasaları az sayıda güçlü uluslararası firmanın kontrolü altında . Pakdemirli: ” Tarımsal ürün ticaretinde 10 firmanın Pazar payı %90, Gıda ve içecek işlemede 10 firmanın Pazar payı %90, Bitki koruma ilaçlarında 5 firmanın Pazar payı %84, Veteriner ilaçlarında 10 firmanın Pazar payı %75, Tohumda 10 firmanın Pazar payı %73, Tarım Makinelerinde 10 firmanın Pazar payı %65 tarımda bu kartelleşme, ülkelerin tarım ve gıda bağımsızlığını da tehdit etmeye başladı” dedi.


GIDA MİLLİYETÇİLİĞİ VE YERLİ ÜRETİM

Gıda Milliyetçiliği ve Yerli üretimin öneminin anlaşılması için Pandemi sürecinin geçmesi gerekiyordu anlaşılan. Sınırlar kapatıldı; tüm ülkeler sadece kendi iç pazarları ile baş başa kaldı. Hali ile yerli ve milli pazarlar hemen her ülke için vazgeçilmez bir duruma geldi. Sofradan çatala gıda tedarik zincirleri kapalı birer havza haline geldi.

Bakan Pakdemirli; “Kaynakların sınırlı, ihtiyaçların sınırsız!” olduğunu belirterek “Bu nedenle, eldeki kaynakla, yeterlilik temelinde en verimli ve en kârlı üretimi yapmak, yani optimizasyonu sağlamak, sürdürülebilirlik için gelecekte öncelikli olacaktır” dedi.

Suyun %70’inin tarımda kullanıldığını belirten Bakan Pakdemirli, giderek azalan su kaynaklarını etkin ve tasarruflu kullanmak için Tarımda Su Verimliliğini sağlamanın zorunluluk olduğunu da ekledi; “Bu verimliği hem büyük sulama yatırımlarında hem de tarla başındaki sulama sistemleriyle yakalamalıyız. Yeşil büyüme – Yeşil Ekonomi terimleri 2010’lardan sonra ortaya çıktı. Özellikle kaynakları etkin kullanım ve çevreci politikalarla üretim anlayışı,  gelecekte yükselecek bir kavramdır. Daha az alanda daha çok üretim yapacak dikey tarım, toprak kaynaklarının yetersiz olduğu yerlerde topraksız tarım ve  özellikle şehirlerde kendi ihtiyacının karşılamak için çatı-balkon-park ve  boş arazilerde yapılan kent tarımı, önümüzdeki dönemde yükselişe geçecek konulardan birisidir. Tüm dünya artık tarım ve gıda üretiminde sera gazını azaltan üretim yöntemlerini daha etkin kullanmaya başladı. Özellikle hayvan beslemede metan azaltıcı; yemleme, gübre yönetimi, toprak işlemesiz tarım gibi tedbirler daha da artacaktır.”


TÜRKİYE EKİLEBİLİR TARIM ARAZİSİNDE DÜNYADA 17. SIRADA

Konuşmasında Türkiye’nin tarım ve orman varlığına da değinen Bakan Pakdemirli şöyle konuştu; ”Dünya’da ekilen tarım alanı, toplam tarım alanının %32’si iken, Türkiye’de bu oran %61 seviyesinde. Yani dünya ortalamasına göre 2 kat daha iyi durumdayız. 23,1 milyon hektar ekilebilir tarım arazimizle dünya genelinde 17. sıradayız.

Yine son 18 yılda; orman alanımızı yaklaşık 2 milyon hektar artışla, 22,7 milyon hektara ulaştırmamıza rağmen bu alanda dünyada 47. sıradayız. Diğer yandan 14,6 milyon hektar mera varlığımız ile dünyada 44. sıradayız.  Dolayısıyla toprak, orman ve su varlığı imkânlarımızı doğru okumalı ve mevcut potansiyelimizi daha etkili kullanacak çalışmalara ağırlık vermeliyiz.”

 

Kaynak: Tarimorman.gov.tr